Blog Archive

Wednesday, December 14, 2011

Ufukta "enerji devrimi"

Ufukta "enerji devrimi"
Maliyeti hızla düşmeye başlayan yenilenebilir enerjilerin elektrik üretimindeki payı büyüyor. 2010 yılında yenilenebilir enerji türlerine, termik santrallerden daha fazla yatırım yapıldı.

Enerji ikmali yüzyılımızın ortalarına kadar büyük bir değişim geçirecek. Nükleer enerji santralleri son derece tehlikeli ve pahalı. Fosil enerji hammaddelerinin yerini de yenilenebilir enerjiler almaya başladı.

Amerikan haber ajansı Bloomberg’in hesaplamalarına göre, 2010 yılında bütün dünyada rüzgâr, güneş, su ve biyokütle gibi enerji kaynaklarına 140 milyar euroluk yatırım yapıldı. Konvansiyonel enerji santrallerine yapılan yatırımlar ise 110 milyar euroda kaldı.Güneş enerjisi araştırmalarının yapıldığı Freiburg’daki Alman Fraunhofer Enstitüsü, yenilenebilir enerjilerin giderek ucuzladığını ve rüzgâr enerjisinden kazanılan elektriğin termik santral elektriğinden daha az maliyet doğurduğunu hesaplamış.

Bilim adamları, rüzgârın durumuna göre, yeni rüzgâr türbinlerinin elektriğin kilovat saatinin 5 ila 9 eurocent'e, modern kömür santrallerinin ise 6,5 eurocent'e mal ettiğini belirtiyorlar. Termik santrallerin hava kirliliği gibi dolaylı maliyetleri de hesaba katıldığında, kömür santrallerine para yatırmanın anlamı kalmıyor.

Rüzgâr türbinlerinden elde edilen elektriğin maliyeti tedricen gerilerken, güneş enerjisinden üretilen elektriğin maliyeti hızla düşüyor. Fotovoltaik panellerinde güneş ışığının doğrudan elektriğe dönüştürüldüğü solar elektriğin kilovat saati bundan birkaç yıl öncesine kadar 50 eurocent'e geliyordu. Afrika’nın kuzeyi ile ABD’nin güney eyaletleri gibi fazla güneş alan bölgelerde kilovat saat maliyeti 7 ila 10 eurocent'e düştü. Öncelikle Çin’deki solar tesis fabrikalarının artması maliyetlerin düşmesini ve güneş enerjisinin bütün dünyaya yayılmasını kolaylaştıracak.

Solar termik santrallerdeki maliyet daralması, rüzgâr ve fotovoltaik tekniğindeki kadar değil. Solar termik tesislerin avantajı, dev aynalardan kazanılan ısı enerjisinin depolanıp, güneş ışığının olmadığı gece saatlerinde de elektrik üretiminde kullanılabilmesi.

Yol açtığı bütün masraflar dahil edildiğinde nükleer enerji çok pahalıya mal oluyor. Bir nükleer enerji santrali 7 milyar euroya çıkıyor. Kaliforniya Enerji Komisyonu, nükleer elektriğin kilovat saatinin 12 ila 26 eurocent'lik maliyete yol açtığını hesaplamış. Buna harici maliyetlerin de eklenmesi gerekiyor. Bunların arasında nükleer yakıt atıklarının milyonlarca yıl çevreye sızıntı yapmayacak şekilde depolanması ve muhtemel nükleer kazaların sorumluluğunun üstlenilmesi sayılabilir.

Japonya Atom Enerjisi Komisyonu Başkan Yardımcısı Tatsujiro Suzuki, Fukuşima’daki nükleer felaketin Japonya’ya 250 milyar dolara mal olacağını açıklamıştı. Greenpeace, Çernobil felaketinin sadece Belarus devletine 1986-2006 yılları arasında 235 milyar dolarlık fatura çıkardığını tahmin ediyor. Prognos Enstitüsü, Almanya’da meydana gelebilecek bir nükleer felaketin, komşu ülkelere vereceği zarar da dahil edildiğinde 5 trilyon euroya mal olacağını hesaplamış. Greenpeace, nükleer felaket senaryosunun sigortacılık açısından yol açacağı maliyeti de hesaplayarak, nükleer risklerin sigorta ettirilmesinin nükleer elektrik enerjisinin reel kilovat saat fiyatını 2,70 euroya çıkaracağını saptamış.

2011 yılında Almanya hükümeti, 2050 yılına kadar elektrik üretiminde yüzde yüz oranında güvenli ve yeterli yenilenebilir enerji türlerine geçilmesinin Avrupa ve Kuzey Afrika’da yol açacağı maliyeti hesaplattırdı.

2050 yılında elektrik ikmalinin tamamen yenilenebilir enerjilerden karşılanmasının ortalama maliyetinin kilovat saat başına 6,5 eurocent'e düşeceği, böylelikle de yenilenebilir enerjilerin en ucuz enerji kaynağı olacağı ortaya çıktı. Bu maliyete, enerjinin depolanmasına ve nakil hatlarına harcanacak para da dahil. Uzmanlara göre çoğu Avrupa ülkesi için en ucuz enerji kaynağı rüzgâr olacak. Akdeniz ülkelerinde ise güneş enerjisinden çok daha fazla verim alınabilecek. Norveç ve Alpler Bölgesi'nde inşa edilecek barajlar Avrupa’nın enerji depolama ihtiyacını tümüyle karşılamaya yetecek.

Küresel ısınmanın iki dereceyle sınırlanması için en kısa zamanda yeşil enerjilere geçilmesi şart. Yenilenebilir Enerjileri Teşvik Yasası bu amaçla hazırlandı. Bu yasa, yenilenebilir enerji türlerine verilen maddi teşviki uzun bir döneme yaydığı için yatırımcıya planlama güvenliği kazandırıyor. Almanya’da yeşil enerji alanındaki hızlı gelişmeyi mümkün kılan bu yasa 20 yıl önce yürürlüğe girmişti. Günümüzde 61 ülke Almanya’dan esinlenerek benzer yasalar çıkardı. Fukuşima felaketinin ardından Japonya ve Çin’de de uzun vadeli yeşil enerjiyi teşvik yasaları çıkarıldı.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Başkanı Achim Steiner, bütün dünyada fosil enerji hammaddeleri için yılda 500 milyar dolarlık sübvansiyon ödendiğini söylüyor. Steiner’e göre, sübvansiyonların kaldırılması durumunda fosil yakıt tüketimi hızla düşecek ve küresel karbondioksit emisyonu yüzde 40 oranında azalacak. Achim Steiner, Berlin’deki bir buluşmada yaptığı konuşmada, bu alanda örnek bir uygulama başlatan İran’ın ham petrol ve doğalgaza yapılan devlet yardımlarını kaldırarak tüketimin önemli miktarda düşmesini sağladığını söyledi.

Bazı ülkelerde yenilenebilir enerji hızla yayılırken, enerjiden tasarruf etmek anlamına gelen enerji verimliliğinin arttırılması bütün dünyada hâlâ emekliyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre, enerji hammaddelerinden tam randıman alınabildiği takdirde karbon emisyonu yüzde 57 oranında azaltılıp, küresel ısınmanın iki derecelik artışla sınırlandırılması mümkün olacak.

Almanya Çevre Müdürlüğü enerji verimliliğindeki potansiyeli şu örnekle gözler önüne seriyor: Bütün Almanya’da modern ve sarfiyatı düşük elektrikli ev aletleri kullanılsa, on büyük kömür ya da nükleer santrale ihtiyaç kalmıyor.

Avrupa Birliği yönetmelik, yasa ve halkı aydınlatma kampanyalarıyla enerji tasarrufundaki potansiyeli değerlendirmeye çalışıyor. Hedef, 2020 yılına kadar Avrupa’nın enerji sarfiyatını 1990 yılı düzeyinin yüzde 80’ine düşürmek. Şimdiye kadar enerjiden yüzde 9 oranında tasarruf edilebildi. Uzmanlar bu alanda daha fazla yasal düzenlemeye ve devamlılığa ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar.

Verimlilik artışında atılan adımlardan biri de elektrik enerjisinin sadece yüzde 5’ini ışığa çevirebilen klasik ampullerin yasaklanması. 2012 yılının Eylül ayından itibaren eski ampullerin Avrupa Birliği’nde satılması ve kullanılması yasak olacak. Enerji tasarrufu için eski tip ampulleri yasaklama yoluna giden ülkeler arasında Çin, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Küba da var.

İnşaatçılıktaki enerji yalıtımıyla ilgili kurallar son derece etkili oluyor. Almanya’da enerjinin yüzde 40’ı binaların ısıtılmasında kullanılıyor. Avrupa Birliği bu oranı düşürmek için harekete geçti. Binaların ısı kaybını asgariye indirecek uygulamaları zorunlu kılan Avrupa Birliği, 2021 yılından itibaren yeni binaların sıfır enerji tüketecek şekilde inşa edilmesini ve kalan ihtiyacın da yenilenebilir enerjilerden karşılanmasını hedefliyor.

Sanayide, termik santrallerde, ulaşımda ve mevcut binalardaki tasarruf potansiyeli de değerlendirilmeyi bekliyor. Tasarruf tedbirleri için yapılan masrafın birkaç yılda kendini amorti ettiğini hesaplayan uzmanlar tasarruf yoluyla verimliliği arttırmanın, karbondioksit emisyonunu düşürmenin en ucuz yolu olduğunu belirtiyorlar.

Enerji verimliliğinin henüz emekleme aşamasında bulunmasının çeşitli nedenleri var. Öncelikle tüketicinin bilinçlenmesi gerekiyor. Sanayi kuruluşları lobi faaliyetleriyle sıkı kurallar getiren yasaların çıkmasını önlüyor. Siyaset de henüz, genel verimlilik artışına götürecek bir yol çizemedi. Uzmanların ortak kanaati, hükümetlerin bu alanda yapması gereken çok şey olduğu.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25304614/

No comments:

Post a Comment

Note: Only a member of this blog may post a comment.